17 Ağustos 2016 Çarşamba

KADER - 2

Karga ve papağanın her ikisi de çirkin yaratılmıştır. Papağan itiraz eder ve güzelleşir. Ama karga Yaradan'ın rızasından memnun kalır. Bugün papağan kafeste, karga ise özgür...

KADER

"Bir gün ölüm adamın karşısına çıktı ve dedi: - Bugün, senin son günün. Adam dedi: - Ama ben hazır değilim. Ölüm dedi: - Bugünkü listemde, senin ismin ilk sıradadır. Adam dedi: - Peki o zaman… Gitmeden önce,gel oturalım beraber bir kahve içelim. Ölüm dedi: - Tabi ki. Adam, ölüme kahve ikram etti. Ve onun kahvesine bir kaç uyku hapı attı... Ölüm kahveyi içti ve derin bir uykuya daldı... Adam, ölümün listesini aldı ve ismini ilk sıradan silip listenin sonuna koydu. Ölüm uyandıktan sonra şöyle dedi: - Sen, bugün bana çok şefkatli davrandın. Şefkatinin karşılığında işime listenin sonundan başlayacağım."

17 Haziran 2016 Cuma

Naçar

Bazen tırnaklarınla kazıyorsun güneşi gökyüzünden.
Sıcaklığı parmak uçlarından başlıyor ta ki yüreğine dokunuyor.
Bazen de sabırla bekliyorsun göz kapaklarının açılmasını.
Gördüklerinin yarısı kadar bile büyük degil ki bu hayat.


Yedi koldan şehre girer gibi üstüne geliyor yel değirmenleri.
Bütün vücudunu sarıyor hezeyanlı sıkıntıların parmakları.
Kenetlenmiş parmakları acmak icin bazen çilingir bile kafi gelmiyor.
Dinamitle patlatmak gerekiyor yüreğini saran korkuları.
...
Mayıs 2009

Loreena Mc Kennitt


Yıllar önce Ekim 1997 de Akmerkez'de karşılaşmıştım Loreena Mc Kennitt ile. 
O zamanlar " Tango to Evora " ile ortalığı kasıp kavuruyordu. Tabi ki " The Visit " albümünü bende almıştım.
Yıllar sonra ( 19 sene olmuş ) " To Hasan Ali " yazılı bu fotoğrafa bakarken aklıma bizim doktorun ( Ali Türk ) kelimeleri geliyor :
" - Oğlum bana ne
den haber vermedin imza günü olduğunu ? Bende gelirdim - " 

Bilemiyorum Ali ne bileyim keske haber verseydim. 

30 Nisan 2016 Cumartesi

Evliya

Memlekette Evliya Var mı?

Padişah, vezire sorar:
- Vezir !İstanbul'da evliya var mı?
- Aman padişahım, İstanbul evliya yatağı olarak bilinir, evliya olmaz mı hiç!
- Öyleyse bir kaç tanesini ziyaret edelim.

Sultanım, arzu ederseniz tebdil-i kıyafet ile şehri dolaşalım.

Vezir ve padişah köylü kıyafetine girip, yola çıkarlar.
Önce Mısır çarşısına girerler. Orada bir kumaşcı dükkanına girip selam verirler. Dükkan sahibi büyük bir edeple selamı alır ve müşterilerine iltifatta bulunarak;

-Hoş geldiniz,safa geldiniz, maşaallah Allah'ın ne güzel kulları var, buyurun efendim der.
Vezir, biraz kumaş lazım olduğunu ve kumaş almaya geldiklerini söyler.
Kumaşcı, hangisinden alacaklarını sorar.
Vezir;

-Şu topu,şu topu,şu topu indir. Diyerek topların yarısından fazlasını indirir.
Sonra da:

-Şundan yarım metre, şundan bir metre, şundan iki metre kes.
Diyerek indirttiği bütün toplardan kestirir.
Kumaşçı:

-Allah'ımın ne güzel kulları var, ya Rabb'i! Sana şükür diyerek kestiği kumaşları paket yapar, ücretlerini hesap edip miktarı yazılı olan kağıdı vezire uzatır.
Bu sefer vezir;

-Kusura bakmayın biz bunları almaktan vazgeçtik, çünkü kumaşları beğenmedik der.
Kumaşcı büyük bir teslimiyetle;

-Hay hay olur efendim, Allah'ın ne güzel kulları var, fark etmez efendim, güle güle!
diyerek müşterilerini uğurlar. Paketlenmiş kumaşlarını bir tarafa koyar.
Padişah ve vezir bu sefer Beyazıt meydanına çıkarlar.
Orada elinde sopasıyla;

-Karpuz, karpuz! diye bağıran karpuz satan celalli birisini görürler.
Vezir;
Padişahım, şimdi bu zattan karpuz alacağız ama hemen almayın. Karpuzları bastırın, birini alıp diğerini koyun, kolay, kolay karpuz beğenemeyen bir kimse gibi uzun zaman onu meşgul edin. Der.

Padişah denildiği gibi; Birini alır birini bırakır, öbürünü sıkar, diğerinin kabuğuna el vurarak olup olmadığını kontrol eder, ama bir türlü karpuz alamaz. Karpuzcu ise göz ucuyla müşterisini takip etmektedir. Bakar ki ellemediği ve sıkmadığı karpuz kalmadı, müşteriye elindeki sopasını göstererek:

-Bana bak alacaksan bir tane al, git. Karpuzları yaralayıp durma!

BENİ DE KUMAŞCI GİBİ ZANNETME!
PADİŞAH OLDUĞUNA DA GÜVENME.
ŞU SOPA İLE KAFANI KIRARIM!" der.

Padişah:

-Sus sus, bizi deşifre etme! alelacele bir karpuz alıp parasını ödeyerek hızlıca oradan ayrılır.

Vezir;
-Şimdi de Süleymaniye'ye gidelim, orada daha size nice Allah dostlarını göstereceğim der.

Padişah;
-Vezir bu kadar yeter! Karpuzcusu, kumaşçısı evliya olan yerde daha neler vardır kim bilir, yeter! Şimdi gidip kumaşçının paralarını verelim, adamcağız zarar etmesin der.
Tekrar kumaşçıya gidip selam verirler. Kumaşçı yine aynı teslimiyet ve vakar içinde selamlarını alır;

-Buyurunuz efendim, Allah'ımın ne güzel kulları var, buyrun efendim! der.
Vezir;

-Biz yeniden karar verdik kestirdiğimiz kumaşları alacağız. Deyip parasını verip kumaşçı ile vedalaşırlar. Dükkandan çıkarken kumaşçı ellerini kaldırıp;

-Ya Rabb'i! Sana hamd olsun. Bugün iki defa dükkanıma padişahı gönderdin. diye Allah'a şükreder. Padişah bu hal karşısında şaşırır, vezire;

-Vezir, anladım bu iki zatın ikisi de evliyadır; ama acaba hangisi üstün?diye sorar. Akıllı vezir şöyle cevap verir;

-Padişahım, ben hangisinin üstün olduğunu bilemem; amma
herhalde laftan anlayanlara kumaşçı gibisi, laftan anlamayanlara da karpuzcu gibi birisi lazım.